ARŞİV
PİYASALAR
DOLAR
3,5530
EURO
4,1326
IMKB
62.336
ALTIN
142,579
ÇOK OKUNANLAR
YORUMLANANLAR
LİNK BANKASI
GAZETELER

HAVA DURUMU
Aydın19/38 ºC
Ankara19/37 ºC
İstanbul23/33 ºC
İzmir22/39 ºC
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Fikret Bila
DEVLET İÇİN VAROLUŞ MESELESİYDİ...
10 Eylül 2015 Perşembe 13:11

 

 

 

Dolmabahçe’deki ofisinde gazetelerin genel yayın yönetmenlerine yemek veren Başbakan Ahmet Davutoğlu, son günlerdeki PKK ve IŞİD’e karşı düzenlenen askeri operasyonların amacını ve sonuçlarını anlattı, gündeme ilişkin bilgiler verdi

Başbakan Ahmet Davutoğlu, gazetelerin genel yayın yönetmenlerine Dolmabahçe ’deki ofisinde verdiği akşam yemeğinde soruları yanıtladı, PKK ve IŞİD’e (DEAŞ) karşı yapılan askeri operasyonların amacını ve sonuçlarını anlattı. Davutoğlu’nun gelişmeler ve gündemdeki konularla ilgili görüşleri şöyle:
 KANDİL VESAYETİ
Bizim bütün gayretimiz Türkiye’de kurumsallaşmış bir demokrasinin yerleşmesini sağlamak. Kurumsallaştığı zaman o seçimler anlam kazanıyor. Seçimlerin temeli meşruiyettir. Güç kullanan aktörlerin meşruiyetini halktan almasına araçtır seçimler. Kimse 7 Haziran seçimlerine bir vesayet gölgesi düştüğünü söyleyemez. Mesela 2007’de söylenebilirdi. 27 Nisan muhtırası ile. Ama başka vesayetlerin olduğu da bir vakıa. Son dönemde işte sadece paralel yapıyı kastetmiyorum, Türkiye’de, onu da kastediyorum ama sadece onu kastetmiyorum özellikle çözüm süreci sonrasında ve gelinen aşamada siyasi aktörlerin kendi başlarına davranıp davranamadıkları önemli bir mesele halini aldı. Yani 7 Haziran seçimleri sonrasında baktığımızda görünen siyasi aktörler dışında bir de o aktörlerin üzerinde söz söyleyen, yönlendiren taraflar olduğu da aşikar. Özellikle HDP-Kandil ilişkileri bağlamında. Bir başka vesayetin öne çıktığını görmemiz mümkün.

SEÇİM SONRASI  AKPARTİ
7 Haziran seçimlerinden sonra yaşananları hep beraber gözledik. Belki 13 yıllık tek parti iktidarı sonrasında bu yeni duruma en zor intibak eden tarafın Ak Parti olması beklenebilirdi. Nihayet 13 yıldır tek parti iktidarı yaşamış. Ama herhalde herkes kabul edecek ki 8 Haziran’dan bugüne kadar son derece ilkeli bir tutumla bir resmi doğru okumaya çalıştık yani halk tek parti iktidarı demedi. Hükümet ortaklığı dedi. Bunun gereğini yapmaya çalışıyoruz o günden bugüne. Anayasal meşruiyet sınırları içinde yapmaya çalışıyoruz.

KAOS BEKLENTİSİ
Fakat bir taraftan bunu yaparken herhalde bazı çevreler Türkiye’de bir kaos ortaya çıkacağı, bir boşluk ortaya çıkacağı ve bu boşluktan bazı vesayetlerin tekrar etkin bir şekilde su yüzüne çıkacağı hesabını yapmaya başladılar. Suruç saldırısı olduğunda dedim ki, bu Türkiye’ye karşı yapılmış bir saldırıdır, bunu samimiyetle söyledim. Bakın 2007 seçimleri sonrasında, bunları da tesadüf görmüyorum, dağlıca baskını yapıldı. Dağlıca baskını bir terörize havayla, 2007 seçimlerinin kazanımları yok edilmeye çalışıldı. Kazanımdan kastım tek parti iktidarı cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili halkın verdiği mesaj vesaire. 2011 seçimlerinde yüzde 50 ile iktidara gelmenin şeyiyle Ak Parti’nin önünde yeni bir ufuk açılırken bu sefer yine temmuz ayında, hemen seçim sonrasında hatırlarsanız, Silvan, Lice olayları, oradaki terör faaliyetleri ile...
Arkasından bir dalga halinde çözüm sürecinin başladığı 2012’de, daha önce çözüm sürecinin başka aşamaları vardı. Son aşaması diyelim 2012 Ocak’ına kadar bir şiddet sarmalı içine girdik. Şimdi 2015 seçimleri sonrasında da bu sefer yine herhalde bazı yerlerde “Tam Türkiye’de kaos çıkarmanın vaktidir, gün bugündür” diyenler oldu. Dikkat edin, Suruç’ta 33 vatandaşımız katledildi. Yani verilen mesaj şu: Burada kamu otoritesi yoktur, kamu düzeni yoktur, silahı sadece asker taşımaz, polis taşımaz, şehir milisleri, gerillalar (da taşır), ne derseniz deyin, böyle bir tablo. Arkasından adıyaman’da askerimizin şehit edilmesi ve iki polisimizin evlerinde uyurken şehit edilmesi.
Biz önce böyle bir eyleme anlam veremedik. İyice tetkik edin dedim, nedir bu? Sonra kendileri, PKK üstlendi bu eylemi.

VARLIK SORUNU
O da yetmedi sokağın ortasında trafik  polisimizi görev yaparken şehit ettiler. Şimdi bunlar arka arkaya geldiğinde o andan itibaren bir devlet için varoluşsal bir mesele masaya konmuş demektir. Devletin var veya yok olduğunun anlaşılacağı yer o andır. Şimdi bugün açıklamalar var, efendim çatışmasızlık dönemi bu şeyle bitmiş. Sanki daha önce bitirilmemiş gibi. Bu rakamlar, kimin çatışmasızlık dönemini bitirmeye niyet ettiği aşikâr. Şuna bile biz, bugün sordum seçim kazanan bir siyasi hareketin, bir partinin sevinmesi, seçim kazandığını iddia ediyorsa normal olabilir. Ama kaleşnikoflarla bunu kutlaması normal değil.

ŞEFKAT VE KUDRET
Şefkat de kudret de devletin iki yüzüdür. Bu gelenekler devlet felsefesinde de var. Modern şeyde de... Devlet, şefkat yönüyle vatandaşlarına davranmak durumunda ama kudret olmadan şefkat olduğu zaman acziyet oluyor. Şefkat olmadan kudret olduğunda zulüm oluyor, barbarlık oluyor.
2002’den beri, benim bazı makalelerimde kullandığım “özgürlük-güvenlik dengesi” buraya oturuyor. Demokratikleşme şefkattir. Şefkat elinin öne çıkmasıdır. Güvenlik de kudret eliyle ancak sağlanabilir. Birini diğerine öne çıkaramazsınız. 12 yıllık demokratikleşme tecrübemizle devletin şefkat yüzünü, 12 Eylül’de unutturulan şefkat yüzünü Türk, Kürt, ALEVİ SUNNİ bütün vatandaşlarımıza göstermeye çalıştık. Çözüm sürecinde de anladığımız bu. Devletin kimliklere şefkatle yaklaşması. Devletin farklılıklara şefkatle yaklaşması.  Bakın gayrimüslimlere tanınan haklara bakın, Kürt vatandaşlarımızın 2002’de ve bugün kullandığı haklara bakın, Alevi vatandaşlarımızın kimliklerini göğsünü gere gere ifade edebilmesinden başlayıp ve genişleyen, tabii daha yapılacak çok şey var. Ama bu şefkat yüzü...
Birileri bizim bu şefkat yüzümüzü görüp kudreti test etmeye kalktılar. Bir zamandır bu böyle. 2011 Mayıs’ında Türkiye’yi terk etmesi gereken silahlı gruplar, gittikçe sayılarını artırdı. Biz bunu gözlüyoruz, izliyoruz ama çözüm süreci bağlamında sabırla yaklaştık. Aslında seçime giderken bunun çok baskıları vardı. Ama sırf, düşünün nerelerde nasıl oy baskıları uygulandığını biliyoruz. Köy ya da mezra, her yerde...
Ama eğer o zaman üstüne gitmemişsek şundandı: Diyeceklerdi ki herkes hazırdı, HDP 9.9’la kalsaydı Ak Parti’nin nasıl baskı uyguladığı, otoriter olduğu, nasıl seçim hileleri yaptığı ile ilgili bu sefer bir kalkışma başlatacaktı. Bir seçim yapıldı, neticesini biz kabullendik ve tartışmadık ama Doğu ve güneydoğu’da onların nasıl bir baskı uyguladığını yakından biliyoruz.
Bugün (önceki gün) Mesut Barzani ile konuştum. suriye Kürtlerinin yoğun olduğu Suriye bölgelerinden diğer Kürt grupların nasıl çıkarıldığını o biliyor ve birçok kere anlatmıştır bana. Biz hâkimsek başka kimse olmayacak. O kadar yanlış bir şey ki Ak Parti ilçe başkanları götürülüp işkence edildiler. Seçimden bir hafta önce... Ak Parti müşahitleri tehdit edildi.

İKİLİ   OYUN
Denilen şey şu: Bu bölgede sadece bir parti olur. Tipik ulusalcı, otoriter, eski Marksist-Stalinist anlayışın bir yansıması. Bakmayın şimdi İSTANBUL’da özgürlük türküleri söylediklerine. Buna biz şey gösterdik ve neticede dediğim gibi kabullendik ama bu bir vakıa. Seçimden sonra bu sefer 80 milletvekili kazanmış olmanın avantajını demokrasi ile ANKARA’da, İstanbul’da kullanmak, PKK’nın silahlı varlığının avantajını da bölgede kullanmak gibi bir ikili oyunun içine girdiler.  

HDP KİBİRLE YAKLAŞTI
Dikkat edin öylesine bir kibir ile yaklaştılar ki biz 7 Haziran seçimlerinin neticesini kabul ettik derken bunlar ‘Ak Parti ile asla herhangi bir işbirliği yapmayız’ dedi Demirtaş açıklamasında. Bakın kendisiyle ziyaretimde de söyledim. MHP’den farkı şu, MHP “Ben koalisyona girmeyeceğim” dedi. Ak Parti’ye yönelik bir kibirden öte, “Ben girmeyeceğim” dedi.
Kendisine bir rol biçiyor. Çünkü biliyorlar ki şu anda onların siyasal alandaki otoriter tekelini bölgede kırabilen tek parti Ak Parti. Biliyorlar ki şimdi MHP yok orada, CHP yok, Ak Parti’yi siyasal olarak, yerleşik eşrafı demografik olarak VAN’dan,MARDİN’den bölgeden çıkardıklarında bu siyasi temizlik, orası kendilerinin istediği bir düzenin... Bundan kim muzdarip olur? Oradaki Kürt vatandaşlarımız. Onlar da görüyorlar bu tehlikeyi ve bizden, devletten “Evet şimdi bana şefkati gösterdin ama artık kudretini de göstermen gerekir” çağrısı alandan geldi bize.
Bu il başkanlarımızla yaptığımız toplantılarda, sivil toplumdan gelen mesajlarda “Şefkat yüzünüzü gördük, kudret yüzünüzü görmek istiyoruz” diyorlar.  Şimdi fail-i meçhul varsa HDP yapıyor. Haraç varsa HDP alıyor. 90’lı yılları geri getiren HDP. Silahlı gruplar.

BİR DAKİKA İÇİN BİLE
Şimdi öyle diyorlar, geçici bir hükümet, müstafi bir başbakan bu tedbirleri alamaz. Alır, alır. Hiçbir tereddüt etmem. En başta söyledim, ben başbakan isem, bir dakika bile BAŞBAKANLIKgörevini yürütüyorsam  gerekeni yaparım. Siyasi bedeli ne olursa, hukuki bedeli ne olursa şey yaparım, çünkü emanet benim üzerimde. Böyle bir durumun olmaması için bir an önce hükümet kurulsun. Hükümete kapıyı kapatıyorlar, “Ortak olmayacağım” diye ilan ederler sonra da “İstifa etmiş, müstafi bir hükümet bu kararı alır mı?” Alır. Yapar mı? Yapar.

DEAŞ MEYDAN OKUDU
DEAŞ’ın yaptığı terör, Türkiye’ye bir meydan okumaydı, Suruç’taki. Hem Kobani üzerinden İNTİKAM almak hem de DEAŞ’ın en büyük tehdit gördüğü yönetim bizim yönetimimiz, çünkü dünyada İSLAM ile demokrasiyi, insan hakları vesair, onların düşündüğü İslam tasavvurunun tam karşıtı Türkiye ve Ak Parti. Orada bir cevap verme zarureti zaten hâsıl olmuştu. Tam da biz özel güvenlik toplantısı yaparken bir askerimizin şehit edildiği haberi geldi. Şunu açık söyleyeyim: DEAŞ’a karşı yaptığımız operasyon Suruç’taki vatandaşlarımızın katledilmesine ve askerimizin sınırda şehit edilmesine verilen tepkidir. Sadece askerimizin şehit edilmesine değil, askerimiz şehit edilmeseydi de 31 vatandaşımızın hesabını soracaktık. Bir daha buna cüret etmemeli.
Askerimizin şehit edilmesi bunu daha da öne çeken bir sonuç doğurdu. Hemen şimdi cevap verecek, bu gece cevap verecek diye talimat verdim. Çünkü artık ondan sonrası için dediğim gibi gücü, kudreti göstermenin gecikmesi de başka zaaf oluşturuyor.

ÜÇ NEDEN
Öbür tarafta bunu istismar eden, İstanbul’daki görüntüler ve PKK’nın hemen aynı gün iki polisimizi şehit etmesiyle tek boyutlu değil, üç boyutlu kapsamlı bir operasyonu zorunlu kıldı. Bir boyut Suriye’de DEAŞ’a karşı, 31 vatandaşımızın katlinin ve bir askerimizin şehit edilmesinin hesabı için.
İkinci boyut Kuzey IRAK’ta PKK’ya karşı, şehit polisimizin, askerimizin faili olarak gördüğümüz için. 3. boyut da büyükşehirlerimizde her an 6-7 Ekim gibi ya daGEZİ OLAYLARI gibi provokatif olaylara yönelmek sureti ile huzuru, ekonomiyi, sosyal hayatı etkileyecek hazırlıklar içinde olan çevrelere yönelik olarak. Ve gururla ifade ediyorum benim zihnimde bir planlama vardı. Cumhurbaşkanımızla da görüşmüştük ama perşembe günü güvenlik toplantısı için o hafta, normalde perşembe devlet günüdür hep birbirimizle görüşürüz. GENEL KURMAY  Başkanımızla görüşürüz. Cumhurbaşkanımız İstanbul’da olduğu için görüşemedik. Dedim hemen bir araya geliyoruz. Bu üç boyutu ile en kapsamlı eylem planı hazırlanacak ve bu geceden itibaren uygulamaya konulacak dedik. Çünkü Suriye’de DEAŞ’a operasyon başlatıp Türkiye’de DEAŞ’ın hücrelerini başıboş bırakırsanız her türlü riske açık olursunuz. PKK’ya operasyon başlatıp Kuzey Irak’ta, Türkiye içinde belli şehirlerde tedbir almazsanız yine aynı şey geçerli olur. Çünkü biz başlatmadık bu şeyi. Mademki iki polisimizi şehit ettiler.
Orada şehit edilen yalnızca iki polis değil. Bütün bir milletin otoritesi, kamu orada katledilmeye çalışıldı. Kamu öldürüldü. Ve o geceden itibaren de yani bu 3 ayakla ilgili şey, planlaması 3 dalga halinde yapılmış ve devreye girdi. Şunu söyleyeyim, üçü de son derece başarılı oldu. Çok kısa bir sürede, verilen talimat olağanüstü hazırlık, güzel bir hazırlık... Gece biz 03.00 civarında başlayacağını biliyorduk. O gece benim bir de MYK toplantım vardı. Gece iki buçukta eve gittim. Yani 03.00’ten itibaren evden takip ettim sonra da koordinasyon masası kurduk. Adım adım yürüyen, Türkiye’nin, güvenlik birimlerinin etkinliğini, profesyonelliğini gösteren bir başarı temin edildi. Dünya kamuoyunda da hem haklılığımız konusunda hiçbir tereddüt hâsıl olmadı hem de Türkiye’nin gücünün göstermesinden herkes memnuniyet ifade etti.

 

Bu yazı toplam 1409 defa okunmuştur
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI