ARŞİV
PİYASALAR
DOLAR
3,4810
EURO
4,1079
IMKB
62.336
ALTIN
144,354
ÇOK OKUNANLAR
YORUMLANANLAR
LİNK BANKASI
GAZETELER

HAVA DURUMU
Aydın18/34 ºC
Ankara14/29 ºC
İstanbul19/26 ºC
İzmir20/32 ºC
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bankalar Gülüyor, Biz Ağlıyoruz
07 Nisan 2009 / 10:29
TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, yüzde 12'yle mevduat toplayan bankaların yüzde 25'le kredi verdiğine dikkat çekerek "Her sektör zarar ederken bankalar kâr patlaması yaptı, şikâyetçiyiz" diye konuştu..
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, küresel krize çözümün muhakkak olacağını, esas olanın krizi yönetmek olduğunu belirterek, ''Yönetiyor olmak için de şunu yapmak lazım; küçük adımlar ve kısa vadeli odaklanmaya ihtiyacımız var'' dedi.

Hisarcıklıoğlu, Ekonomi Gazetecileri Derneği ve TOBB tarafından Greenpark Kartepe Oteli'nde düzenlenen Kartepe Ekonomi Zirvesinde yaptığı konuşmada ekonomiyi değerlendirdi.

Hisarcıklıoğlu, ''haberiniz olsun. Ne kadar mevcut durum ümitsiz de olsa, karanlık da olsa, her fırsatta, insanoğlunun yaptığı gibi muhakkak ümitli olmak durumundayız'' diye konuştu.

Hisarcıklıoğlu, bir süre önce bir araya geldiği eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in dünyanın çözüm aradığı ekonomik krize ilişkin tespitlerinin ''Şu anda hayatımızda karşılaşmadığımız bir ekonomik krizle karşı karşıyayız, bu krizin dip noktası neresi kimse bilmiyor ve bu krizden nasıl çıkacağız kimse bilmiyor'' olduğunu anlattı.

Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Verhaugen'in de ''ekonomik krizle ilgili, biri Orta Avrupa'dan diğeri de Türkiye'nin doğusundan, Çin ve Japonya'dan gelecek iki büyük dalga beklediğini'' söylediğini anlatan Hisarcıklıoğlu, 10 gün önce de Avrupa Merkez Bankası Başkanı ile bir araya geldiklerini, onun da 2009 için karamsar tespitleri olduğunu kaydetti.

Hisarcıklıoğlu, gelişmekte olan ülkelerin GSMH'lerinde 2002'den sonra yüzde 7'ler seviyesine çıkan ve Türkiye'nin de çok istifade ettiği yurt dışından fon akımının 2008'in ikinci yarısından itibaren yüzde 1'ler seviyesine indiğini belirterek, ''Bu gelişmekte olan ülkeler için müthiş bir sinyal aslında. Kırmızı sinyal verdiğini gösteriyor'' dedi.

Küresel krizin çözümünün küresel ölçekte birlikte hareket etmeye bağlı olduğunu, bu anlamda G-20 zirvesinin dünya ekonomisinin yüzde 85'ine hükmeden ülkelerin bir araya gelmesi nedeniyle önemini vurgulayan Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti:

''Türkiye de bunlardan bir tanesi. 2. dünya savaşı sonrasında kurulan siyasi ve ekonomik sistem bu devrede artık yeniden sorgulanmaya başlandı. Çünkü eskiden düzenleme ve denetleme vardı ama dizginleme yoktu. Şimdi küresel sistemde bir dizginlemenin de ihtiyaç olduğu görülüyor. Bu dönemde ne yapmak lazım? Krizi çözmek mi, yönetmek mi? Çözüm muhakkak olacak. Hiçbir kriz tümsekte kalmamış, muhakkak aşağı doğru bir inişi olmuş. Kriz de inecek. Ama esas olan bu devrede bu krizi yönetiyor olmamız lazım. Yönetiyor olmak için de şunu yapmak lazım; küçük adımlar ve kısa vadeli odaklanmaya ihtiyacımız var. Kısa sürede zararı en aza indirgeyecek tedbirlere ihtiyacımız var. Dünyanın yaptığı da bu.''

''2006'DAN SONRA EKONOMİ GERİ PLANDA KALDI''

Kriz öncesinde Türkiye'nin de hataları bulunduğunu, 2006'dan sonra Türkiye'de ekonominin geri planda kaldığını, reform süreçlerinin aksadığını ileri süren Hisarcıklıoğlu, ''Büyüme rakamlarına bakın, iyi mi gidiyor kötü mü gidiyor anlarsınız. 2002'den itibaren hızlı bir büyüme trendine girdi ülkemiz ama 2005'ten sonra bir de baktık ki, hepimiz rehavete kapıldık aslında. Bunda toplumun tamamı sorumludur ben dahil, hepimiz rehavete kapıldık'' diye konuştu.

Büyüme rakamlarının 2005-2006'da yatay gitmeye, 2007 başından itibaren aşağıya inmeye, kendilerinin de ikazlara başladığını belirten Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:

''Ama diyeceksiniz ki 'nerede söyledin?' Benim işim kavga değil açık söyleyeyim. Ben kavga adamı değilim. Tüccar, sanayici kavga etmez. Ben siyasi bir figür de değilim. Ben Türk iş camiasının, 1 milyon 300 bin tüccar ve sanayicinin başkanıyım. Ama ben bu ikazları yaptım. Ha sorumluluğum var mı? Var, İkaz etmem gerekli mi? Gerekli. Ben bunları yaptım. Gerek kapalı kapılar ardında gerekse kamuoyuna açık toplantılarda bu ikazları yaptık. 2007'de Türkiye'nin büyümesi aşağıya doğru inmeye başlamıştı. 2008'de küresel krizle birleştiği zaman düşme daha da vahimleşti ki işte 2008'in son çeyreğine baktığımız zaman 6,2'lik bir küçülmeyi yaşadık.''

Hisarcıklıoğlu, Türkiye'nin 2008'in 4. çeyreğinde dünyada en çok daralan 5. ekonomi olduğunu hatırlatarak, ''Ama işin enteresan tarafı bu küresel krizi çıkartanlar bizden daha hafif etkilenmiş durumda. Türkiye'deki sıkıntı aslında küresel sıkıntıdan önce başlamıştı. 'Aman ne olur kendi içimizde kavga çıkartmayalım' dedik her gittiğimiz yerde. 'Siyasetin kendi mecrasına müdahale olmasın' dedik. Fakat o rehavet var ya, o rehavet bizi kardeş kardeşe, kendi kendimizle kavgaya itti. Kendi kendimize problem yaratacak alanlara girdik'' şeklinde konuştu.

TÜRKİYE'NİN EN ÖNEMLİ PROBLEMİ

TÜİK'e göre imalat sanayisinde ocak ayında yüzde 24,2'lik kayıp yaşandığını, bunun işleyen her 4 makineden birinin stop etmesi demek olduğunu anlatan Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti:

''Bunların doğal sonucu işsizliğe, istihdama yansıması lazım. 6 milyon kişi Türkiye'de işsiz şu anda. Türkiye'nin gelişmiş olan ülkelere göre en önemli problemi bu. Bizi onlardan farklı kılan bu. Çünkü bizde her yıl ilave 750 bin genç istihdam nüfusuna katılıyor. Onun için bizim ekonomik daralmayı kabul edebilmemiz mümkün değil. Bunu sürdürebilmek mümkün değil. Bu böyle giderse daha büyük sıkıntıyla karşı karşıya kalırız.''

Rifat Hisarcıklıoğlu, yılın ilk 2 ayında bütçenin 10 milyon dolar açık verdiğine işaret ederek, ''2009 bütçesinde ne öngörüyorduk? 10 milyar. Biz bunu 2 ayda vermiş olduk. Şubattaki artışımıza baktığımız zaman bütçe açığında tam yüzde 2 bin 187'lik bir artış var. Faiz hariç giderlerimiz yüzde 30 arttı ama vergi gelirleri ekonomi daraldığı için yüzde 6 azaldı. Cari transferler, yani harcamalarda da yüzde 48'lik artış oldu'' dedi.

Bankalardan da reel sektöre kredi vermiyor diye şikayetçi olduklarını dile getiren Hisarcıklıoğlu, 30 Eylül 2008-30 Mart 2009 arasında yurt içi TL kredi hacminde daralmanın 14 milyar lira olduğunu bildirdi.

Hisarcıklıoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Yani bankacılık sektörü bize verdiği kredilerde 14 milyar TL azalma yaptı. Kredileri kıstı bize. Niye biliyor musunuz? Devlete borç verebilmek için. Bakın menkul değerler portföyünde yani devletin hazine bonosu satın almada, tam 31 milyar TL artış var. Çünkü paraya ihtiyacı olan daha güvenilir bir yer var. Bankacılar da bizden kestiler oraya vermeye başladılar. Bize de insafsızca yükleniyorlar ha.

Bakın dikkatinizi çekmek istiyorum, her sektör kaybederken bugün bankacılık sektörü kar patlaması yaşıyor. Böyle şey olur mu? Tamam bankacılık sektörümüz sağlam olsun diyoruz. Bugün cidden de sağlam, bununla gururlanıyoruz. Ama kar patlaması yaşamasının altında yatan neden şu, bakın, mevduatınıza bankada ne faiz veriyorlar 12-12,5 veriyorlar. Kredi almaya gittiğimde ne faiz uyguluyorlar? En sağlama 20, verilebilecek kişiye de 25. Yüzde 100. Böyle bir şey olmaz bu insafsızlık. 12,5 ile mevduat toplayacak, 25 ile de kredi verecek. Bunu kabul etmek mümkün değil. Eğer buradan hep beraber çıkacaksak, hep beraber sorumluluğumuzu da bilmemiz lazım. Bizler ağlarken birilerinin gülmesi mümkün değil. Mutlu olabilmesi mümkün değil.''

Okuduğu bir haberde bir bankanın sorumlu kişisinin ''her şey güllük gülistanlık'' dediğini anlatan Hisarcıklıoğlu, ''Haberi okuduğum gün kapının önüne 1.500 çalışanını koyuyor. Yahu hani güllük gülistanlıktı? Bari hiç olmazsa kar patlaması yaşa, o 1.500 kişiyi çıkarma da onlar iş kaygısı duymasınlar'' dedi.

''DEVLETİN BORÇLANMA İHTİYACINI AZALTMAK LAZIM''

Bankaların 12,5'la topladığı mevduatı 14'le devlete sattığını anlatan Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti:

''Aslında bir bankacı olarak düşündüğün zaman, 'bir karı yok, 25'le sana vermesi lazım' demeniz lazım. İşi sağlam görüyor da devlete veriyor. İşin bir handikabı da burası. Onun için devletin borçlanma ihtiyacını azaltmak lazım. Takipteki alacaklar oranı da yüzde 3,1'den yüzde 4,5'a geldi ki bu da sinyal vermeye başladı. Ama şu anda riskli bir nokta yok. Sinyal var burada.''

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, ''Eğer biz iç tüketimi canlı tutabilirsek, hiç olmazsa üretimi devam ettirebilecek, en büyük sorunumuzu çözebilecek bir noktada olabiliriz'' dedi.

Hisarcıklıoğlu, Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) ve TOBB tarafından düzenlenen Kartepe Ekonomi Zirvesinde, küresel krizin başlangıcından itibaren, sorunlarını aktarabilmek için cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlar ile tam 84 kez bir araya geldiklerini söyledi.

Kendisinin de sorumluluğu bulunduğunu vurgulayan Hisarcıklıoğlu, ''Eğer bir sorun varsa, yaratan bütün canlılara kendini koruma güdüsü vermiş. Ben çıksam desem ki 'öldük, bittik, mahvolduk', iş daha da daralır. Bu ne olur? Kendi ayağımıza kurşun sıkmış gibi oluruz. Bağırarak, çağırarak çözebilir miyiz? Bu hepimizin ortak meselesi, bu siyasi mesele değil, açık söyleyeyim. Bunu biz siyaset olarak yapamayız. Nedir? Çözecek insanlara çözümleri alıp götürmem lazım. Benim işim çözüm yollarını bulmak, sadece sıkıntıyı götürmek değil. Akıllı insanlar onu yapar'' diye konuştu.

Aktardıklarından bir kısmının son uygulamalarla yürürlüğe girmeye başladığını ve rahatlık verdiğini dile getiren Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti:

''Çözüm yolları ne? Bir sefer iç talebi canlandırmamız lazım. Türkiye'nin GSMH'sinin yüzde 68'i 72 milyonun tüketiminden oluşuyor. Eğer biz iç tüketimi canlı tutabilirsek, hiç olmazsa üretimi devam ettirebilecek, en büyük sorunumuzu çözebilecek bir noktada olabiliriz. Eğer krizin etkisini az hissetmek istiyorsak, yükleneceğimiz yer burası olması lazım. 72 milyona tükettirmek lazım.

'Kriz var ha, gideceksin, batacaksın, işsiz kalacaksın' dersen insanlar tüketmez ama tüketmeyince de ilk işimi kaybeden ben oluyorum. Herkes buna bağlı olarak kaybediyor. Kaybetmeyenler de var tabii biliyorsunuz.''

İnsanların tüketime devam edebilmesi için öncelikle önlerini görebilmesi, geleceğe yönelik belirsizliklerin ortadan kalkması gerektiğini vurgulayan Hisarcıklıoğlu, ''Bunun için de inandırıcı, tutarlı bir programa ihtiyaç var. İstihdam teşviki ve sosyal yardımlar çok önemli'' dedi.

Şirketlerin de piyasa şartlarından dolayı bozulan nakit dengesinin yeniden kurulması gerektiğini ifade eden Hisarcıklıoğlu, bunun için öncelikle kamunun almış olduğu malların bedelini ödemesinin önemini vurguladı.

Devletin ''alacağına şahin, borcuna karga'' olduğunu ifade eden Hisarcıklıoğlu, ''Haksızlık var burada. Devlet vatandaşına zulüm eder mi? Benim borcum olduğu zaman istediği en tepeden faizi, her türlü tehdidi yapacak, benim alacağım olduğu zaman diyecek ki 'kusura bakma sana parayı ödeyemiyorum.' Böyle haksızlık olur mu?'' dedi.

Hisarcıklıoğlu, kredi ödemelerinde, yeniden yapılandırılmasına, yeni bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu ifade ederek, ''Genel bir yaklaşım lazım. Kredi Garanti Fonu mekanizması gibi şirketlerin krediye ulaşması noktasında çok önemli, bunun gücünün artırılmasına ihtiyaç var. KOBİ'lere yönelik Eximbank ve KOSGEB desteklerinin devamına ihtiyaç var bu devrede. Özellikle piyasadaki likiditeye yönelik olarak da Merkez Bankası yerli ve yabancı para zorunlu karşılıklarını da önemli ölçüde düşürmesi lazım. Merkez Bankası tekrar reeskont kredi mekanizmasını devreye sokması lazım. Bu da bankaların özellikle kredi vermesini destekleyecek bir noktadır'' şeklinde konuştu.

''ÇOK YILLI BÜTÇEYE GEÇMEMİZ LAZIM''

Rifat Hisarcıklıoğlu, bütçe disiplininin de orta vadede yeniden tesis edilmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

''Bütçe disiplinine bakarsak, 2009 çok kötü, eğer böyle bırakırsak bu ileride kamunun borçlanmasındaki faiz oranlarını artıracaktır. Bunu artırmaması için çok yıllı bütçeye geçmemiz lazım. Yani kamunun borçlanmasındaki faizlerin artmasını istemiyorsak çok yıllı bütçe yapmamız lazım ki ileride bu bütçe dengesinin düzelebileceğini göstermemiz lazım. Yani iki yıllık, 3 yıllık bütçe yaparak bütçe açıklarının azalacağını gösterip kredimizin borçlanmamızın faizlerinin inebilmesi için, orta vadeli program ve orta vadeli mali programa ihtiyaç var.''

Alışık olunmayan bir dönem ve haritası çıkarılmamış topraklardan geçildiğini ifade eden Hisarcıklıoğlu, ''Sıradışı düşünmemiz lazım. Eskiden ezberlemiş olduğumuz doğruların hepsi şu anda bitti. Aklınızdaki önyargılarınız olarak, geçmişte 'şunlar doğrudur', 'böyle hareket edilirse doğru' olarak kabul ettiğimiz her şey yıkıldı, küresel krizin çözümü küresel işbirliğinden, hasarı sınırlandırmanın yolu da başarılı bir biçimde bu krizi yönetmekten geçiyor. Bir kriz var, bunu yönetmek durumundayız'' diye konuştu.

Türk özel sektörünün son 30 yılda kendi çabasıyla müthiş bir başarı hikayesi yazdığını vurgulayan Hisarcıklıoğlu, Türkiye'nin şimdi de kendisine güvenmesi ve bu başarıyı her yerde tekrarlaması gerektiğini söyledi.

Kriz bittiği gün Türkiye'nin gücünü kaybetmeden herkesten önde bu yarışa başlayabilmesi için bir fırsatı olduğunu dile getiren Hisarcıklıoğlu, ''Bu fırsatı değerlendirmemiz lazım, sonuca odaklanmamız lazım. Eğer bunları yapabilirsek ki yapabileceğimize inanıyorum ben, dünyadaki bu kriz 2009'un sonunda, 2010'un sonunda mı biter, ki bu son alınan tedbirleri de çok önemsiyorum ben. Ortaya çıkarılacak olumlu havayla birlikte dünya 2010'da büyüme moduna geçecek inşallah. Geçtiği noktada biz gücümüzü kaybetmememiz lazım'' dedi.

Rifat Hisarcıklıoğlu, bunların gelip geçici işler olduğunu, krizin bir gün biteceğini ama yapmaları gereken esas bir ödevleri bulunduğunu belirterek, şunları kaydetti:

''İki tane şey çok önemli. İki tane çıpamız lazım; 'güçlü ekonomi', 'kaliteli demokrasi'. Güçlü ekonomimiz olacak çünkü hepimiz zengin olmak istiyoruz. 'Gelişmiş ülkenin vatandaşından bir eksiğim yok, ben de o refah düzeyine ulaşmak istiyorum' diyorum. Demokrasim kaliteli olacak, demokrasi, insan yaşamı standartları benden üstte olanlardan hiçbir eksiğim yok fazlam var. Onun standartlarında da yaşıyor olmalıyım ben. Bakın ama bu ikisi birbirinin ayrılmaz bir bütünü. Güçlü ekonomin olmasını istiyorsan demokrasin kaliteli olacak arkadaş. Kaliteli demokrasi olmasını istiyorsan da ekonomin güçlü olacak.

Bu çıpa birbirinin ayrılmazı ama bu çıpayı yapabilmek için, yapısal reformları yapmamız lazım. Bu kriz anlarını aslında fırsat bilmemiz lazım. Eğer krizi fırsata çevirmek istiyorsan en önemli nokta bu. Demokrasinin kalitesini artırmak istiyorsak, en önemli iş şu; hesap veremeyen hesap soramaz. Ben hesabımı veremiyorsam hesap soramam arkadaş. Herkes, 72 milyon hesabını verebilir noktaya gelmesi lazım. Demokrasi karşılıklı birbirine hesap sorabilme mekanizması. Ama kimse hesap veremiyor, kimse soramıyor, böyle demokrasi olur mu?''

ANAYASA VE YASAL DEĞİŞİKLİKLER

Yapısal reformlara hep beraber odaklanılması gerektiğini ifade eden Hisarcıklıoğlu, ''Yeniden anayasaya ihtiyaç var mı? Var. Bunun için de güçlü ve hep beraber söylüyor olmamız lazım. Ne olur, bunları siyasi kaygılardan, şundan, bundan sıyırmamız lazım'' dedi.

Hisarcıklıoğlu, siyasi partiler ve seçim yasaları ile hukuk-yargı-mevzuat reformunun da yapılması gerektiğini vurguladı.

TÜRK GİRİŞİMCİLER KURULTAYI

Rifat Hisarcıklıoğlu, 10-11 Nisan tarihlerinde İstanbul'da yapılacak Türk Girişimciler Kurultayı'na da dikkati çekmek istediğini belirterek, Küresel Güç Türkiye başlığıyla düzenlenen etkinliğe yaklaşık 80 ülkeden 2 bin Türk girişimcisinin katılacağını bildirdi.

''Buradaki amaç şu, herkesin dışarıda diasporası var. Aslında bizim de dışarıda güçlü bir nüfusumuz var'' diyen Hisarcıklıoğlu, şöyle devam etti:

''2020 yılında AB içindeki Türk kökenlilerin sayısı 8 milyon sınırına gelecek. 8 milyon kişi AB ülkesinde yaşıyor olacak. Bu müthiş bir güç. Cumhuriyetimizin 100. yılında yaklaşık 200 bin Türk girişimcisi AB'de faaliyet gösteriyor olacak. İşin güzel olan bir tarafı, bizim Türk girişimcisi, diğer ülke girişimcileri gibi 2-3 sektörde değil, tam 115 ayrı sektörde faaliyet gösteriyor yurt dışında. Bunların yaklaşık AB genelinde cirosu 90 milyar avro civarına, yatırım hacmi de 25 milyar avro seviyesine erişecek. Müthiş bir diaspora. Burada 'biz' idrakini ön plana çıkarmamız lazım.''

Türkiye'nin en büyük gücünün müteşebbis ordusu olduğunu vurgulayan Hisarcıklıoğlu, bunu harekete geçirmek için etkin bir koordinasyon ve güçlü işbirliği yapmak, ortak gündem ve ortak aklı harekete geçirmek, profesyonelleri desteklemek gerektiğini ifade etti.

Hisarcıklıoğlu, Türkler'in müteşebbisliğinin genlerinden geldiğini dile getirerek, ''Bunu doğru yönlendirebilirsek, motive edebilirsek ben inanıyorum ki belki yakın hedefte (dünyada) ilk 10 ama birinci olacağız. Ben birinci olmayı hedefliyorum, niye ikinciliğe razı olayım? Ama yeter ki insanımızın şartlarını diğerleriyle aynı şartlara getirelim. Hepsi bu.''

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, yerel seçimlerin millete ve milletin sağduyusuna herkesin güvenmesi gerektiğini gösterdiğini söyledi.

Hisarcıklıoğlu, Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) ve TOBB tarafından düzenlenen Kartepe Ekonomi Zirvesinde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Yerel seçimlere ilişkin bir soru üzerine Hisarcıklıoğlu, şunları söyledi:

''Yerel seçimler bize bir şey gösterdi ki, bu millete herkesin güvenmesi lazım, bu milletin sağduyusuna. 2007'de farklı düşünenler seçim sonuçlarını 2009'da farklı düşünmeye başladılar. Burada bir şey daha var ki, çok önemli bir mesaj çıktı burada. Sadece siyasi partiler olarak algılıyoruz. Bütün Türkiye'deki kurum ve kuruluşlar kim varsa herkese mesaj var burada. Herkes kendi alanının içerisinde hareket ederse, bu millet kendi sağduyusuyla istediği şekilde ne yapabileceğini gösteriyor. Onun için ümitsizlenecek, umutsuzlanacak hiçbir şey yok.''

Seçimin herkese mesaj verdiğini dile getiren Hisarcıklıoğlu, aslında herkesin mesajını aldığını, her kuruluşun kendi içinde oturup bunun değerlendirmesini yapacağını bildirdi. Hisarcıklıoğlu, ''Benim bir başkası adına değerlendirme yapmam kadar akılsız, mantıksız bir iş olmaz. Ben kendi değerlendirmemi yapacağım, her kurum da kendi değerlendirmesini yapmak zorunda'' dedi.

Hisarcıklıoğlu, kendisinin de iş adamı olduğunu, basına kapalı bir toplantıda, 365 oda ve borsa başkanının önünde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ekonomiden sorumlu bakanlar ve müsteşarlara, ''Odalar Birliği başkanlığı dönemimde, benim sizden şahsımla, şahsi işlerimle ilgili bir talebim oldu mu?'' sorusunu sorduğunu söyledi.

Hisarcıklıoğlu, hiç kimsenin ''şahsi işinle ilgili şu talepte bulundun'' diyemediğini belirterek, şöyle devam etti:

''Benim 365 tane oda ve borsa başkanım var, 1 milyon 300 bin kişinin temsilcisi onlar. Allah'a çok şükür, iş adamı olmama rağmen bu makamımı kullanıp kendi işimle ilgili bir taleple gitmedim, ortaklarımdan da Allah razı olsun ki bana bunu getirmediler. Bu makamı 1 milyon 300 bin kişinin, Türkiye'nin zenginliğini orada bir yerde kullanmak gerekiyor. Benim hiç kimseden korkum yok. Öbür dünyaya gidip de hesap vereceğimiz yerden korkum var, başka bir şey yok.''

Hisarcıklıoğlu, kavganın da bir yere bir şey götürmeyeceğine inandığını belirterek, tüccarlar, sanayicilerin, uzlaşmanın merkezinde olduğunu, insanları değiştirmek gibi bir tavrının da olmadığını ifade etti.

Seçilen oda başkanlarına belediye başkanı, vali, milletvekilleriyle kavga etmemelerini, Kayseri, Konya, Denizli, Gaziantep şehirlerini örnek almasını öğütlediğini anlatan Hisarcıklıoğlu, ''Türkiye'de 10 tane marka şehir var. Bunların başarısının arkasında tek bir gerçek var. Bunu unutmayın. Eğer bir oda başkanı valisiyle, belediye başkanıyla, milletvekilleriyle hangi görüşte olursa olsun, bir ve beraberse o şehirde rahmet ve bereket var. Kavganın olduğu yerde azap var'' şeklinde konuştu.

KAYSERİ'DEKİ YATIRIM MANTIĞI

Hisarcıklıoğlu, teşviklerin hepsinin de yanlış olduğunu, ilk itirazı da kendilerinin yaptığını vurgulayarak, ancak burada yatırımcının suçlanmaması gerektiğini söyledi.

Yatırımcının önünde, dünyada da olduğu gibi, yatırım yapacağı alanı seçebileceği çalışmalar, veriler bulunmadığını dile getiren Hisarcıklıoğlu, ''Eskiden bizim Kayseri'de yatırım mantığı şuydu; 'eğer adamın Sivas Caddesi'nde evi varsa, Talas'ta bağı varsa, arabası da Mercedes ise o ne iş yapıyorsa sen de o işi yap'... Mantık buydu...'' diye konuştu.

Yatırımcıyı devletin yönlendirmesi gerektiğini vurgulayan Hisarcıklıoğlu, ''72 milyonun yatırımları kimin, hepimizin ortak kazanımları bu. Onun için herkese sahip çıkmalıyız bir, ikincisi yatırımcıya yol göstermezsek nasıl doğru yola yönlendirebiliriz? Kim gösterecek bunu? Otorite'' dedi.

Türkiye'nin katılımcı demokrasi anlayışında eksikleri bulunduğunu, sistemde sıkıntı olduğunu anlatan Hisarcıklıoğlu, sistem kurgulanmazsa fikirlerin ortaya çıkamayacağını söyledi.

Fikirlerin ortaya çıkabilmesi için mekanizmaya ihtiyaç olduğunu vurgulayan Hisarcıklıoğlu, bir dizi yapısal reforma, bunun için de reform mutabakatına ihtiyaç olduğunu belirtti.

''KRİZ VAR, ÇIKIŞ YOLU DA VAR'

Krizle ilgili tartışmalara değinen Hisarcıklıoğlu, ''Var, ama çıkış yolu da var arkadaş. Burada ben çıkıp 'kriz yok her şey güllük gülistanlık' desem, kimseye inandırıcı olamam. 'Var, öldük, bittik mahvolduk' desem de bu sefer sorumluluğumuz var. Daha beter içe kapanıyorlar. İçe kapanmak insanların tüketimde içe kapanması, onu ifade etmek istiyorum. Var olduğunu bileceğiz, akıllı insanlar da bunun çıkış yolunda, kafayı çalıştıracak yolu çıkartacak, bunu paylaşacak. Kimle neyi nasıl paylaşacağını da çok iyi bilecek'' şeklinde konuştu.

Kendisinin siyasetçi olmadığını, kamuoyunda her şeyi tartışmayacağını neyi nerede konuşması gerektiğinin sorumluluğunu bildiğini ifade eden Hisarcıklıoğlu, ''En kolay iş kavga etmek. En kolay iş günün saatine göre rüzgar nereden eserse ona göre konuşmak'' dedi.

Rifat Hisarcıklıoğlu bir soru üzerine de Türkiye'nin BM'de, G20 zirvesinde çok büyük sorumluluğu bulunduğunu dile getirerek, ''150 ülkenin desteğini alarak seçildi oraya. Türkiye'nin G20 zirvesinde özellikle yoksul ve mağdur olan ülkelerin sesi olma noktasında sorumluluğu var. Ve küresel oyuncu olabilmek için G20'nin içinde şu anda. Hem kendi halkını düşünürken de 150 ülkenin desteğini almış, seçilmiş bir ülke olarak sorumluluğumuzun çok büyük olduğuna inanıyorum. G20 içinde, BM Güvenlik Konseyinde varsak, dünya siyasetinde, dünya ekonomisinde söz sahibiyiz demektir. 150 ülkeye gittin oy istediysen, 'senin sesin olacağım' dedin. Onun için sorumluluğumuz daha fazla'' diye konuştu.

''IMF'NİN DE ANLAYIŞINI DEĞİŞTİRMESİ LAZIM''

Hisarcıklıoğlu, ''IMF ile anlaşmamız lazım, IMF'nin de anlayışını değiştirmesi lazım'' diyerek, bir anekdot anlattı:

''IMF son ziyaretinde tartıştık tartıştık sonunda dedim ki 'Nasıl görüyorsunuz Türkiye'yi?'. 'İki sektöre aman dikkat' dedi. 'Hangi sektörler' dedim, 'tarım ve tekstil' deyince benim göz böyle fal taşı gibi oldu. Yahu hani bunlardan çıkacaktık, bize böyle tavsiye ediyordunuz. 'Aman bunlar istihdam deposu sektörler, bunlara iyi sahip olun' diyor. Herkesin anlayışı değişti. Bu enflasyon anlayışı, diğer tüm anlayışlar yıkıldı.''

Kimsenin eskinin düşünce kalıpları içinde kalmaması gerektiğini dile getiren Hisarcıklıoğlu, ''Şimdi yeni bir düzen kurgulanıyor. Bütün algıladığımız, eskiden doğru bildiğimiz birçok şey yıkılıyor şu anda. Bunu yaşadığımız için hissetmiyoruz. Onun için aman ha bu devrede gücümüzü kaybetmeden ayakta kalmaya bakalım. Kısa tedbir mi kısa tedbir. Bugün mü, anlık mı? Anlık. Yeter ki gücümüzü kaybetmeyelim. Bunun bir gün çıkışı olacak. O çıkış anında bizim gücümüzü kaybetmememiz lazım'' diye konuştu.

OTOMOBİL ZAMLARI

Otomobil zamlarına ilişkin bir soru üzerine de Hisarcıklıoğlu, ''Bakanımız demeç verdi, 'denetleyeceğim' mi dedi? Yahu böyle bir şey olur mu? Hem satamıyoruz diye şikayet edeceğiz ondan sonra da hadi bakalım biraz önü açıldı zam yapalım...'' dedi.

ABD Başkanı Obama'nın Türkiye'ye gelişine sevindiğini ifade eden Hisarcıklıoğlu, ''Siz onun takibine başlayacaksınız, siyaset bitecek. Diğer işler bitecek. 2 gün Obama'yı tartışırsınız, 3. günden sonra da inşallah hep beraber ekonomiye odaklanmamız lazım. Şu siyasi tartışmalar biter, ondan sonrası, kim ne ders aldı, şu muydu, bu muydu işi biter. Obama gittikten sonra da Türkiye gerçek gündemine döner. Gerçek gündem ne? Ekonomi...'' şeklinde konuştu.

Bu konuda herkesin rolünün çok büyük olduğunu ifade eden Hisarcıklıoğlu, sözlerini, ''Hedef şu; ekmek yemek. Bizim davamız bağcıyı dövmek değil üzüm yemek. Üzüm yemek istiyorsak ben orada her yerde varım. Halkın iradesine hep beraber de saygı göstereceğiz'' diye tamamladı.
DİĞER HABERLER